Padişahta Olsam Adaleti Doğruluğu Emrederim | Gazi TV

SON DAKİKA

Padişahta Olsam Adaleti Doğruluğu Emrederim

Bu haber 05 Mayıs 2012 - 15:34 'de eklendi ve 0 views kez görüntülendi.

Padişahta Olsam Adaleti Doğruluğu Emrederim

Eğer padişah olduğum için benim tarafımı tutup, beni kayırsaydınız; Rum asıllı olması nedeniyle baş mimarı haksız çıkarsaydınız, o zaman (kılıcının sapını sıkı sıkı tutarak) şu kılıçla başınızı uçuracaktım

PADİŞAH TA OLSAM ADALETİ, DOĞRULUĞU EMREDERİM
 
Fatih Camisi’nin sütunlarının yaklaşık iki buçuk metre kesilerek Ayasofya kadar yüksek olmaması Fatih Sultan Mehmet’i öfkelendirir. Rivayetlere göre Rum asıllı olan baş mimarı çağırtarak:

Benim camimi, niçin Ayasofya kadar büyük yapmadın? Büyük bir değere sahip sütunları kesip camiyi niçin alçak yaptın? Diye sorar.

 
 Baş mimar:
—Padişahım! Bildiğiniz üzere İstanbul’da çok deprem olur. Bu nedenle böyle bir depremde zarar gömesin diye iki sütunu keserek üçer arşın kısaltınca Ayasofya’dan bir miktar alçak oldu, karşılığını verir.

Bu cevap, padişahın öfkesini daha da artırır:

Şunun söylediğine bak! Dilediği özür, işlediği suçtan daha büyük, diyerek; baş mimarın ellerinin bileklerinden kesilmesini emreder. Padişahın emri derhal yerine getirilir.

Padişahın emri ile ellerini kaybeden baş mimar gördüğü muameleden dolayı padişahı kadıya şikâyet eder. Kadı padişahı mahkemeye çağırtır. Fatih Sultan Mehmet, çağrı üzerine mahkemeye gider; kadı efendinin huzuruna çıkar. Kadı Feramuzoğlu Mehmet Hüsrev Efendi, padişahın oturmasına izin vermeyerek şikâyetçi karşısında ayakta durmasını, o şekilde savunmasını vermesini ister. Sonra da şikâyetçi olan baş mimara söz verir:

—Efendim! Der, baş mimar. Ben padişah hazretlerini mimarı idim. onun camisini yaparken ”iki sütun kısaltarak, benim camimi alçak yaptın.”diyerek elimi kestirdi. Böylece benim geçimimi kazanmama engel oldu. Bu vaziyette ben, çoluk çocuğumu nasıl geçindireyim?
Sözleriyle şikâyetini Fatih karşısında yeniler. Baş mimar sözlerini tamamlayınca kadı Mehmet Hüsrev Efendi, Fatih Sultan Mehmet’e döner:
—Padişahım! Baş mimarın ellerini siz mi kestirdiniz? Diye sorar.

Padişah kendini savunur:
—Baş mimar yapmakta olduğu camimin iki sütununu kısaltarak onun alçak olmasına sebep olmuştur. Eğer böyle yapmasaydı camim benzerinden yüksek olacak ve bu yönüyle şöhret bulacaktı. Bunlara engel olduğu için onun ellerinin kesilmesini emrettim.

Fatih Sultan Mehmet’in savunmasını dinleyen kadı, padişahın bu sözleri üzerine:

—Padişahım! Şöhret, bir afettir. Caminin alçak yapılması orada ibadete engel değildir. Sütun değerli taş olsa da neticede yine taştır. Öfkenize hâkim olamamışsınız. Ellerinin kesilmesini emrederek adamın iş güç yapamaz olmasına neden olmuşsunuz. Bilirsiniz ki kısası kısas gerekir. Bu yüzde baş mimarın çoluk çocuğunu geçindirmek sizin üzerinize kalmıştır. Ne dersiniz? Diye kararını bildirir ve padişaha sorar. Padişah, boyun eğer: Emir, hukukundur demekle yetinir.
 
Kadı sözlerine devam eder:
 —Eğer baş mimar isterse kısasa kısas gerekir ve sizin de elleriniz kesilir. Hukuksuz iş yapanın hakkından hukuk emriyle gelinir, diyerek verilecek ceza konusunda elleri kesilen baş mimarın fikrini sorar.
 
 Baş mimar:
—Efendim! Der. Bir kere bu iş olmuş, bitmiştir. Onun ellerinin kesilmesiyle benimkiler geri gelmeyecektir. Hem bir padişahın ellerinin kesilmesi uygun değildir. Bu yüzden onun ellerinin kesilmesini istemiyorum diye cevap verir.
 Bu sözüyle baş mimar, padişahın ellerinin kesilmesine razı olmuyordu ama çoluk çocuğunun geçiminin karşılanmasını istiyordu.

Bu istek üzerine Fatih Sultan Mehmet:
—Devlet hazinesinden yeteri kadar maaş bağlayalım; deyince;  Kadı:
 
—Hayır! Devlet hazinesinden olmaz. Çünkü suç sizindir. Tazminatın sizin gelirinizden verilmesi lazım, diye hüküm verir.
 
 Bu konuşmalardan sonra padişahın elinin kesilmesine razı olmayan baş mimar, onu affetti. Padişah da:
—Yirmi akçe günlük vereyim hakkını helal etsin diyerek baş mimarın rızasını da aldı ve onunla helalleşti
.
Mahkemenin sonunda Sultan Mehmet Han, Kadı Hüsrev efendi’ye:
—Eğer padişah olduğum için benim tarafımı tutup, beni kayırsaydınız; Rum asıllı olması nedeniyle baş mimarı haksız çıkarsaydınız, o zaman (kılıcının sapını sıkı sıkı tutarak) şu kılıçla başınızı uçuracaktım der.
 
Kadı Hüsref Efendi, padişahın sözlerine karşılık vermekte gecikmez. O da:
—Siz de padişah olduğunuzu ileri sürerek hukukun üstünlüğünü kabul etmeseydiniz, verilen karara itiraz edip, bizi tehdit etmiş olsaydınız, bu kılıçla cezanızı vermeyi düşünüyorduk, diyerek yanındaki makam kılıcını gösterir.
 
Görülüyor ki PADİŞAH ta olsa, KADI da olsa kimsenin hukuksuzluğa tahammülü yoktur.
 
Bu mahkeme ve sonucu, hukukun önünde herkesin eşit olduğunu, padişah da olsa kimseye ayrıcalık tanınamayacağını göstermesi açısından önemli bir belge niteliğindedir.
 
BİR YÖNETİMİN NE ŞEFFAF VE NE KADAR ADİL OLDUĞUNA ÖRNEK OLABİLECEK EN GÜZEL HİKÂYEDİR BU. TEK ADAM DA OLSAN ADALET VE DOĞRULUK EN YÜCE DEĞERDİR…
 
Savaş YÜCEL…

Yorumlar

Yorumlar