Hoşgörü | Gazi TV

SON DAKİKA

Hoşgörü

Bu haber 16 Mayıs 2012 - 9:46 'de eklendi ve 0 views kez görüntülendi.

Hoşgörü

Hz. Mevlana: “ Ben insanların ayıplarını gören gözlerimi kör ettim. Sen de onlara benim gibi iyi gözle bak.” diyor.

SEVGİ, SAYGI VE HOŞGÖRÜ
 
 
Bence insan hayatında var olan, korunmaya değer en güzel duygu sevgidir. Yüce dinimiz İslam da; tam bir sevgi, saygı ve hoşgörü dinidir. Etrafımıza bir göz atalım, değer verdiğimiz insanların ve hatta bizim neye ihtiyacımız var? Tabi ki sevgi, saygı, hoşgörü ve dostluğa…  
 

Her ne kadar bazı insanların bunlardan haberi olmasa da sadece maddi hayata değer vererek, manevi duygularını hiçe saysalar da sadece doğru yol, her zaman içinde doğruluk hak ve sevgi bulunduran yoldur. Ruhumuzun beslenmesi için bu duygulara ihtiyacımız vardır. Sevgi anlayana evrensel bir dildir. Sevgi içten gelen bir duygudur, öğretilmez.
 
 
Saygı ise bir davranış biçimidir. Saygı ve sevgi büyüklerle küçükler arasındaki uçurumu yok eden bir köprüdür. Çocuklara, saygıyı öğretmenin en iyi yolu: onlara saygı göstermektir. Kısacası, saygı eğitimsiz kazanılmaz. Bu eğitim de ailede başlar, okulda devam eder, yaşadıkça hayatımızın eksenine yerleşir. Sevgi ve saygı dolu bir ailede yetişen insanlar davranışlarından, hal ve hareketlerinden bunu belli ederler.
 
Fatih’in, hocası Akşemsettin Hazretlerine saygısı, dillere destan olmuştur;
29 Mayıs 1453 sabahı son hücum emri ile birlikte İstanbul Osmanlı’ya teslim olmuştu. Fatih, hocası Akşemsettin Hazretleri ile birlikte, coşkulu bir törenle İstanbul’a giriyordu. Bizans halkı ve kadınlar yollara dökülmüş, genç Fatih’i selamlıyor, üzerine çiçekler atarak onu tebrik ediyorlardı. Hatta Fatih İstanbul’a girerken, yer yer Bizans halkı öndeki “Akşemsettin”i padişah zannediyor, Akşemsettin “hükümdar arkada” işaretini yapınca, Fatih de edep, terbiye ve inceliği ile şöyle karşılık veriyordu:
“Evet, hükümdar benim, lâkin o da benim Hocam’dır!”
 

Hoşgörü ise, sağlıklı insan hayatının özüdür. İnsanlarla kolay ve iyi ilişki kurmayı sağladığı gibi, beşeri münasebetlerin temelidir. İnsan dünyasındaki kültürlerin zengin çeşitliliğini, ifade biçimlerini ve insan olmanın yollarını kabul etmek, bunlara saygı göstermek bunların değerini bilmektir. Hoşgörü, yapılan her şeyin kolayca kabul edilip onaylanması değildir. Başkalarının görüşlerini anlama yeteneği ve acı bir duygu beslemeden, anlayışlı bir tartışma arzusudur.
 
 
 
Hoşgörü, bilgiyle, açıklıkla, iletişimle ve düşünce, vicdan ve inanç özgürlüğüyle beslenir. Hoşgörü çeşitlilik içindeki uyumdur, yalnızca ahlaki bir görev değil, aynı zamanda siyasi ve hukuki bir gerekliliktir. Barışı olanaklı kılan erdem, yani hoşgörü, barış kültürünün savaş kültürüyle yer değiştirmesine katkıda bulunur. Hoşgörü, kişinin kendi inançlarına bağlı olmakta özgür olması ve başkalarının da kendilerine ait inançlara bağlı olduğunu kabul etmesi demektir.
 
 
Hoşgörü, görünüşü, durumu, konuşması, davranışı ve değerleri doğal olarak farklı olan insanların barış içinde ve oldukları gibi yaşama hakkına sahip oldukları gerçeğini kabul etmek demektir.  Aynı zamanda, birisinin görüşlerinin zorla başkalarına kabul ettirilmemesi demektir. Hoşgörü asla bir vurdumduymazlık, görmezlikten gelmek değildir. Hoşgörü kendini bilmektir, haddini bilmektir. Hoşgörü bir anlayıştır, anlayışlı olmanın adıdır, sevginin yoludur. Gerektiğinde hataları düzeltebilmedir. Hoşgörü, çağın getirdiği sorunların, aç gözlülüğün, doyumsuzluğun, sevgi yoksunluğunun, güvensizliğin çaresi olabilecek bir anlayış tarzıdır, insanın özüdür. Kısacası hoşgörü en büyük Erdem’dir.

Günümüz dünyasında hoşgörüye, her zamankinden daha fazla ihtiyacımız olduğu aşikârdır. Olumsuz birçok davranışın sebebi, yeterince hoşgörülü olamamaktır.

Hz. Mevlana: “ Ben insanların ayıplarını gören gözlerimi kör ettim. Sen de onlara benim gibi iyi gözle bak.” diyor.

Hoşgörü ustası Hz. Mevlana, gibi Yunus Emre, Bektaş Veli, Karaca Sultan da insanları hoşgörüye davet etmişler ve yaşadıkları dönemde Anadolu’yu bir hoşgörü cennetine çevirmişlerdi. Ama bugün tüm Türkiye de olduğu gibi, Anadolu’da da hoşgörü yerine daha çok hoşgörüsüzlük almış başını gidiyor.

 

Toplumda hoşgörüye dönüşün, hoşgörüyü davranışa dönüştürmenin yolu, hoşgörünün yayılması, insanın sevgiyi yaşamasına, kendisine saygı duymasına, kendisi ile barışık olmasına bağlıdır. Hoşgörünün bir hayat biçimine dönüştürülmesi gereklidir. Bunun için de, Hz. Mevlana ve diğer hoşgörü ustalarının peşinden daha fazla gitmek, onları daha fazla anlamaya çalışmak gereklidir.

 

 Savaş YÜCEL…

Yorumlar

Yorumlar