Ahmetin Şehadeti | Gazi TV

SON DAKİKA

Ahmetin Şehadeti

Bu haber 10 Nisan 2012 - 13:33 'de eklendi ve 1 views kez görüntülendi.

Ahmetin Şehadeti

Sitemiz köşe yazarlarından usta kalem Gazi Savaş YÜCEL’in “Ahmet’in Şehadeti” isimli kahramanlık hikayesini sizler için paylaşıyoruz.

 

Tecrübeli bir tim komutanı, “Havanın güneşli olduğuna aldanmayın, ne olursa gün ışığında olur” demişti. Gerçekten de o gün,  güneş etrafı iyice aydınlatmış ve ısıtmış, herkes gibi beni de bir rehavet içine sürüklemişti.

 

Karakolumuzdaki günlük olağan faaliyetler devam ediyordu. Yol emniyet ve mayın arama timleri çıkalı neredeyse bir saat olmuştu. Herkes tüm timlerin yerlerini almasını bekliyordu. Garip bir şeyler vardı havada…  Belki garip bir koku, belki de garip bir ses. İnsanların içinde bir karamsarlık ve durgunluk vardı sanki. Hiç kimsenin ağzını bıçak açmıyor, kimse bir şey söylemiyordu.

Şehit İsmail sırtlarına bakanlar, yol emniyet timini karşıdan boncuk tanesi gibi seçebiliyorlardı. Öncülerin adımlarındaki, kendinden emin hava hemen belli oluyordu.

       

Keşif takımı komutanı Teğmen Adil, o gün yine erkenden kalkmış, kahvaltısını henüz yapmıştı. Bölük komutanının izinde olması sebebiyle, Muharebe Destek Bölüğüne gerekli emri verdikten sonra, havan takımının mevziilerine oturmuş düşünceli bir halde çayını yudumluyordu.

Çay bardağını ağzına götürdüğü anda bir patlama sesiyle irkildi Teğmen Adil. Bu bir “Kanas” mermisinin sesiydi. Telsiz çevriminden atış öncesi hiçbir ikaz gelmediğine göre, bir teröristin silahından çıkmış olmalıydı. Elindeki çay bardağını fırlatıp attı. Endişeli bir şekilde koşarak mazgallara gitti. Dürbünüyle Şehit İsmail sırtlarını incelemeye başladı. Yanılmamıştı. Teröristler yol emniyet timini pusuya düşürmüşlerdi. Telsizde yoğun bir konuşma trafiği vardı. Herkes herkesle konuşmaya çalışıyordu. O hiç düşünmeden havan takımına dönüp emrini verdi;

—   Atışa hazır olun.

  

Karşıda çatışma olanca hızıyla devam ediyordu. Herkes iki grup arasındaki mesafeyi tahmin etmeye çalışıyordu. Hayır, kesinlikle birbirine çok yakındılar ve bu nedenle durum havan atışı için uygun değildi.  Atış yapamayacağına, aksi takdirde arkadaşlarına da zarar gelebileceğine karar verdi Teğmen Adil.

Emniyet timinin önünde yürüyen Ahmet ayaklarının yere daha sağlam bastığını hissediyordu. O buraya kahraman olmak için gelmişti.

 

Annesi geldi aklına, askere gönderirken;

—    Şehit ol ama korkak olma, sen bizim gururumuzsun demişti.

Evet, o ailesinin gururuydu. Sonra nişanlısı geldi aklına… Ama yanındaki taştan seken bir mermi hemen yanı başına saplanınca,

—   Seni sonra düşüneceğim sevgilim, deyip attı kendini yere.

O, timinin otomatik tüfek nişancısıydı. En önde yürüyor olması nedeniyle üzerinde çelik yelek vardı. Havada uçuşan mermilere aldırmadan “Namusumdur” dediği silahının çatal ayağını açtı ve atışa hazır duruma getirdi. Teröristlerin ateşleri yoğunlaşmış, mahkûmda kalan arkadaşlarını zor durumda bırakmıştı.

 

—   Onları buradan kurtarmalı, diyerek hırsla silahına sarıldı. Tetiğe basmasıyla birlikte seri halde çıkan mermiler ölüm kusmaya başladı. Hiç beklemedikleri bir ateşle karşılaşan teröristlerdeki şaşkınlık gözle bile görülebiliyordu. Onun seri şekildeki karşı ateşi, bütün terörist atışlarının üzerine toplanmasına yol açmıştı. Bu durumsa arkadaşlarının bir an için toparlanıp kendilerine gelmesini sağlamıştı. Mahkûmda açıkta kalan tim, hızla sağa kanat kırıp, uygun duruma geçmiş, herkes kendisi için en emniyetli yere geçmişti.

 

Otomatik tüfek hiç durmadan ateş ediyor, susmuyordu. Namlu neredeyse kor gibi olmuştu.  Teröristler de sanki koca bir timi ellerinden kaçırmanın acısını, otomatik tüfek nişancısından sormak istercesine, elinde ne var ne yoksa Ahmet’in üstüne yağdırıyordu. Nişancı hiç susmadı. Susturulmadı. Ta ki teröristler oradan uzaklaşıncaya kadar.

 

Silah sesleri gitgide azalmaya başlamıştı. Teğmen Adil bulunduğu yerde, bir şey yapamamanın hırsı içinde kendini çatlayacak gibi hissediyordu. Elindeki telsizin sesini biraz daha açtı. Çok geçmeden silah sesleri tümüyle kesildi ve telsizde yankılanan bir sesle herkes donakaldı.

 

—    Bir şehidimiz var komutanım!

O anlarda geçen 1 – 2 saniye, insanlara 1 – 2 yıl gibi gelir. Kim acaba? Kimdi o kahraman?  Az sonra telsizdeki sesten bunun yanıtı geldi:

 

—   Ahmet…

—   Ahmet şehit oldu.

Bütün taburda gözler şaşkın, diller suskun ne diyeceğini bilmez haldeydi. Ahmet ha? Yiğit, aslan Ahmet. Demek o da “Ölümsüzler kervanı”na katılmıştı.

 

Teğmen Adil başını öne eğdi. Ağlıyordu. Hiçbir şey yapamamıştı, beklemekten başka. Gözlerinden sicim gibi yaşlar süzülürken “Keşke” dedi kendi kendine, “Keşke onun yerinde ben olsaydım.”

 

Ve Ahmet, tepenin adını “Şehit Ahmet” olarak bırakıp gitmişti. Elindeki otomatik tüfeği ile teröristlere göz açtırmayan Ahmet’in yüzünde, bütün arkadaşlarını kahpe pusudan kurtarmanın mutluluğuyla dolu bir tebessüm vardı.  O bir kahramandı. Ve o artık sadece ailesinin değil, tüm milletin gururuydu.

 

Gazi Savaş YÜCEL

Yorumlar

Yorumlar